TeknoWİn Trendler

TeknoWin | Güncel,Teknoloji,Haber,Program indir,Film izle, Oyun İndir,Paylaşım Portal Sitesi
Merhabalar;
TeknoWin okuyucu, takipçileri ziyaretçileri bu konuda Facebook durum sözlerinden paylaşımda bulunacağım. Bazen durumunu anlatmak için ilham 😎 arayan arkadaşlar için  bir kaç fikir oluşturmak , aradığınızı bulmanız dileğiyle TeknoWin Sunar
Dön'de bir bak arkana. Gitmez dediğin kaç kişi yanında ?
Bir insanı yalanlarla kazanmak yerine doğrularla kaybetmeyi tercih ederim...
Seviyorum seni dedi. Güldüm.. Sevsen şu an sen ve ben değil bizdik derdim..Sustu... Sustum
İçine attıkların kaderindir içinden atamadıkların ise kaderin...
Yorma kendini; hayatına eşlik etmek isteyenler senle gelsin "C. Bukowski"
Oysa seni bir dine bağlanır gibi deyil,kendi özgürlüğümü sever gibi seviyorum.
Güneş, gündüz doğar gece batar sen olmadan canım yaşamak neye yarar
Bu saatten sonra şifresiz wifi olsan bağlanmam artık sana
Mutlu insanlar; Herşeyin en iyisine sahip insanlar değil, Sahip olduklarını kaybetmeyecek kadar çok sevenlerdir.
Yalnızca bir kez yaşıyorsun. Fakat doğru yaşarsan, sadece bir kez yaşamak yeterli. Mae West
Sevgilinin lütfunu gördüğünüz zaman sevmek kolaydır..Peki ya kahrını görünce de sevebilir misiniz.
Bir insanın akıllı olmasına birşey dediğimiz yok .Yeter ki, aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın.
Kimse göründüğü kadar iyi, anlatıldığı kadar kötü değildir.
Sözün seni böbürlendirdiği an sus, Susman seni böbürlendirdiği zaman ise konuş.
Sevgiler sahte , insanlar kahbe , hayatınız plan , alayınız yalan!
Mutluluğu tatmanın tek çaresi onu paylaşmakdır (Byron)
Yabancı bir şarkı gibiyim dinleyenim çok; anlayanım az...
Akmayan çeşmenin testisi olmaz. Sen ne kadar adam olursan ol düşenin dostu olmaz...
Ben seni deli gibi sevdim, sen beni deliyim diye sevmedin
Gülerseniz, herkez güler. Ağlarsanız tek başınıza ağlarsınız.
Bir tatlı aşk gülüşü özledi gözlerim, ve sen hangi alemde hangi düşlerde isen gel, çünkü gülüşünü özledim
Sana geliyorum mevsimlerin koynundan. Bir elimde umutların, Bir elimde yüreğim, Gülüşlerine geliyorum yaralı ırmakları aşarak. Bu yolculuğun sonunda; Ya yıldızları dolduracağım saçlarında, Ya da aydınlıkları bırakacağım karanlıklarına. (bunu yazan kişinin hayal gücü nirvana'ya ulaşmış 😅)
Kadınlar erkeklerden çok yaşar. Çünkü onların karıları yoktur.Bernard
Nasılda ziyan olup gidiyor Onsuz günler.. ve ben haberi olmaksızın bitiyorken.
Niye hep kırmızıdır Aşk şiirleri ve niye kanarlar yazarken çünkü şairler kalemlerini yüreklerine banarlar.
"Şerefsizim seni seviyorum" dedi.Hangisine inanacağımı şaşırdım.
"Aşk" tipi cezaevinde, müebbet hapis yatıyor kalbim!
Son nefesimde sen derken Yanımda olur musun? Yazdığım en son aşk şiirinin kahramanı Canım sen olur musun?
İnsanlar hep konuşur Çünkü hayat senin tasası onlarındır.
Dünya güzel olsaydı eğer doğarken aglamazdık, Yaşarken temiz yaşasaydık ölürken yıkanmazdık.
BELKİ BİT GÜN DUYARSIN DİYE Bu nasıl sevgi? Bu nasıl tutku? Bu nasıl özlem? Ne zaman gözlerini görsem bir çoğalıyorum, bir eksiliyorum
Cennete gitmek isteyenlerin Cehenneme çevirdiği bir dünyada yaşıyoruz.
Burnum akıyor dediğimde kolunu uzatan bir sevgili istiyorum. (😆)
Mesele ölmek değil yeğen! Mesele iz bırakabilmektir Nerede olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir.
Çıkmıyoruz ama konuşuyoruz işte ilişkinin en güzel dönemi.
Yavaş yürüyor olabilirim, ama hiç geriye doğru yürümedim...
Fazla söze gerek yok bugün varsın yarın bir ihtimal.
Herkez çok seviyorsa bu gidenler kim. kardeş
Bir yıldız gibi kayarım hayatından, yapabileceğin tek şey dilek tutmak olur
Hani çok su verince ölürmüş ya çiçekler.. Birisini de çok sevince bırakıp gidiyormuş meğer.
"Sen benden daha iyilerine layıksın diyen sevgili;" O zaman bul tanıştır öyle git. (😅)
"Dikkat et ama'larla beni kaybettin, keşkelerle kendini mahvedeceksin.!"
Ne zaman seni adam yerine koysam yerini yadırgıyorsun.
Ben görmezden geldikçe kendinizi kusursuz sanmaya devam ediyorsunuz, aynen devam.
Ey sevgilim, nerelerde dolaşıyorsun böyle? Geliyor sen candan seven aşığın dur onu dinle. Elemi de, neşeyi de beste yapmış diline. Uzaklaşma şirin yarim "Shakespeare"
Profil resmi koyup sonra "erkekler bakmasın" diyorsunuz bu söylediğinize siz inanıyor musunuz? Nasıl milyonlarca erkeğin sizi görmesi size rahatsızlık vermiyor hangi erkeğin niyetinden eminsiniz ki?
Asalet boyda değil soyda, İncelik belde değil dilde, Doğruluk sözde değil özde, Güzellik yüzde değil yürekte olmalı be Güzelim bilmem anlatabildim mi?
Ya av olacaksın Ya da avcı Ama Asla Avı Avcıya Götüren Bir Köpek Olmayacaksın...
Hayatım ne garip...Bir yanımda mutluluk... Bir yanımda hüzün var...Ama her türlü şerefsizliğe 10 numara gülüşüm var.!
Teknoloji fena halde gelişti. Lafı buradan bir koyuyorsun ta bilmem neredeki'ne kapak oluyor.
Kadın unutmaz; sadece sineye çeker. Zamanı geldiğinde ise işini bilir.
Ben ağlarken yanımda yoksan, Gülerken gölge yapma uza.
Duvarıma bakıp da üzülenler hiç üzülmesin elbet bir gün sizinde olur. (😆)
Damatlığı giydiğimde bilin'ki ben çok mutluyumdur.
Hayatta iki konuda çok yanlış yaptım. Bir değer verdiklerim, İkincisi ise değer istediklerim...[Night Mare]
Bir erkeğin ne olacağını kadın belirler. Aşıkta olabilir, Vurdumduymaz'da..
Ben huzur aradım sen ise kusur. Şimdi bensiz kudur dur.
Günün 24 saatini facede geçiren insan faceye bağlı biridir ben ise deyilim.
Bazıları yoldan çıksa bile araziye her zaman uyum sağlarlar.
Hayatta iki çeşit insan vardır. Çok akıllı olanlar ve kendilerini Çok akıllı sananlar ya siz hangisisiniz ?[TeknoWin]
Facebook Durum Sözleri
Facebook Durum Sözleri
Not : İlerleyen günlerde devamı gelecek.
TeknoWin | Güncel,Teknoloji,Haber,Program indir,Film izle, Oyun İndir,Paylaşım Portal Sitesi
Merhabalar;
Sevgili TeknoWin Okuyucu , Takipci ve Ziyaretcileri , Fazla uzun olmayan bir aradan sonra tekrardan beraberiz diyebiliriz.
Bu yazımızda birçok kez hayat kurtaran ve kurtarmaya devam eden bir yöntemi sizlerle paylaşmak istedik.
Yöntem belli; Sahte WhatsApp Konuşması Hazırlama
Uygulamamız WhatsFake, bu uygulamayı ister arkadaşınıza şaka yapmak için kullanın, İsterseniz de ciddi bir durumda ortalıgı toparlamak için kullann size kalmış 😎
Uygulamanın nasıl kullanacağını ise kısa bir video bizlere klay bir şekilde anlatıyor

Uygulama Google Play'de yer almıyor. En alttaki bulunan butonu kullanarak Apk olarak indirebilirsinz.

Not : İlk defa akp kuracak arkadaşlar, Ayarlar>Güvenlik kısmından "Bilinmeyen Kaynaklar" izin vermeniz gerekebilir.Google Play dışında herhangi bir uygulama kurabilmeniz için bu izin herzama gereklidir.
TeknoWin | Güncel,Teknoloji,Haber,Program indir,Film izle, Oyun İndir,Paylaşım Portal Sitesi
Birçok kişinin kafasını kurcalıyan bir konuyu ele almak istedik. Aslnda bunun illegal yolları da var (WhatsApp Plus) gibi fakat bu bahsedeceğimiz konu tamamen rootsuz ve programsız.
Aslında WhatsApp geliştiricilerinin atladığı küçük bir ayrıntı da denilebilir.
Bunun için WhatsApp dişında hir bir şey gerekmemekdedir.

  1. Ana ekranda boş bir alana basılı tutup Widget'lere girelim.
  2. Burdan WhatsApp Widget'ini bulalı. (En sona dogru olur genellikle)
  3. WhatsApp Widget'ini ekranımıza ekledikden sonra köşelerden istediginiz gibi boyutlandırabilirsiniz.
Burda okunmamış mesajlarınız yer almakdadır. Kokudugunuz zamanda Mavi Tik ✓olmayacaktır, istediğiniz gibi takılabilirsiniz.
Bu root'suz ve başka bir program gerektirmeden uygulana bilecek bir yöntemdir.

TeknoWin | Güncel,Teknoloji,Haber,Program indir,Film izle, Oyun İndir,Paylaşım Portal Sitesi
Merhabalar;
Telefonu rootlamışken uzun zamandan beri denemek istedigim bir uygulamayı deneme şansı buldum ve bu uygulama hakkında bir anlatımı olcak.
Neo Android Wifi Hack
İşlemleri adım adım gerçekleştirirseniz artık wifi sıkıntısı çekmeyeceksiniz 😉 diyebiliriz
Özelikle de ögrenci iseniz, operatörlere para yetiştirememek normal , o yüzden mutlaka kullanmalısınız. Tabi bunun kul hakkı kısmı ise size kalmış durumda

Program tamamen Türkçe' dir

Wps/Wpa ile korunan wifileri kırabilmekdedir

Denememmizde etrafımızda bulunan 7 wifi'den sadece 4 tanesi wps/wpa ile korumaktaydı

Bizde bulunan 2 tanesini kırabildik

2.5 TL olan programın full halini aşağıdaki linklerden indirebilirsiniz.

Ayrıca programın yanında BusyBox uygulamasını da kurmalısınız.

Programı nasıl kullanacagınıza gelirsek;
BusyBox  uygulamasını kurdukdan sonra , Wifi Kırma uygulamasını açın ve aşagıdaki resimlerde görülen adımları takip edin.
Böylece Wifi ağının şifresini kırmış olcaksınız. Şifreyi kopyalayarak ağa baglanabilirsiniz.
Uygulamayı indirmek için aşağıdaki butonları kullanın

Neo Android Wifi HackBusyBox
Not : Uygulama tamamen sorunsuz çalışmakdadır.
TeknoWin | Güncel,Teknoloji,Haber,Program indir,Film izle, Oyun İndir,Paylaşım Portal Sitesi

Snapchat Nedir ?

Snapchat fotograf ve video paylaşımları yapabildiğimiz 1 ila 10 sineyeler arasında olan bu videolara yazı veya çizimde yapabildiğimiz bir uygulamadır.
Snapchat  zaman geçirmek ve eğlenmek için güzel bir uygulamadır ancak Snapchat hesabını silmek isteyenler vardır elbetteki...

Snapchat Hesap Silme

Snapchat uygulamasını telefonunuzdan sorunsuz kullana biliryorsunuz fakat aynı şeyi Snapchat'in web sitesi için söyleyemeyiz.
Snapchat hesap silme sayfasına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Açılan sayfada Snapchat kullanıcı adı ve şifrenizi girmeniz gereken bir sayfa sizi karşılıyacak giriş bilgilerinizi girerek hesabınızı silin.

TeknoWin | Güncel,Teknoloji,Haber,Program indir,Film izle, Oyun İndir,Paylaşım Portal Sitesi
1999 yılında vurdum duymaz bir öğrenciydim. Mersin’de, o zamanların? Toroslar Belediyesi’nde, Akbelen Mahallesi’ndeydi evimiz. Okuduğum lisenin adı Gazi Lisesi’ydi ve evimizle arası yürüme mesafesi yaklaşık 40 dakika uzaklıktaydı. Yürüme mesafesi diyorum çünkü sınıf arkadaşım Mustafa’yla birlikte okula yürüyerek gidip gelirdik.
Mustafa’yla lise birinci sınıftan beri birbirimizi tanıyor ve aynı mahallede oturuyorduk. Çok iyi arkadaştık, o günlerin üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala  çok iyi arkadaşız.
O zamanlar derslerle pek aramız yok, işimiz gücümüz atari oyunlarıydı. Tabi o zamanlar internet, bilgisayar ne gezer? Varsa  yoksa atari. Okuldan çıkar çıkmaz atari salonları, ceplerimizde atari kasetleri, derste kaset takasları… O zamanın bit pazarı dükkanlarının hepsinin camekanları atari kasetleriyle dolu olurdu. Renk renk, tek oyunlu, dört oyunlu, çok oyunlu  bir sürü kaset düşlerimizi süslerdi. Özellikle de tek oyunlular çok iyi oyunlar olurdu.
Bizim mahalleden Gazi Lisesi’ne, Osmaniye-Akbelen ve Demirtaş-Akbelen belediye otobüsleri çalışırdı. Bir de kırmızı dolmuşlar vardı ki, onları pek kullanmazdık. Bizimkilerin okula gitmemiz için verdikleri yol parasını harcamayıp, yürüyerek okula gidip gelirdik. Biriktirdiğimiz bu paraları ve harçlıklarımızı tamamen bu atari kasetlerine harcardık. Hatta o yıl biriktirdiğim bu paralarla bizim sınıftan bir çocuktan eski püskü bir atari satın almıştım.
Akbelen Mahallesi’nden çıkıp önce şehir mezarlığı, daha sonra Demirtaş Mahallesi içerisinden geçerek çarşıya çıkıp Gazi Lisesi’ne varıyorduk. Mezarlığın yaklaşık 2 metre yüksekliğinde duvarları vardı ve oldukça büyük bir mezarlıktı. Okula giderken mezarlığın çevresinden dolanırsak yolumuz 40 dakika, mezarlığın içerisinden geçersek 30 dakika sürüyordu. Bu 10 dakika bizim için çok önemli olduğundan hep kestirme yolu kullanırdık.
Mezarlığın iki kapısı vardı. Akbelen tarafındaki, yani bizim tarafımızdaki kapısı hep kilitli olurdu. Bu taraftaki duvarların  bir kaç çeşitli  yerinde sonradan açılmış, bir insanın? geçebileceği büyüklükte gedikler vardı. Okula giderken bu gediklerden girerdik. Mezarlığın diğer ucundaki kapı sürekli açık olurdu. Kapının yanında bir güvenlik noktası ve bir gasılhane vardı. Gasılhanenin kapıları bazen açık olurdu ve içerideki mermerden masaya benzer, ölü yıkamak için kullanılan yapıları  görürdük. Bunlardan iki tane de gasılhanenin dışında, hemen kapısının önünde vardı.
Bir gün okuldan eve gidiyorduk. İlkbahar aylarıydı ve hava geç kararıyordu. Saat 17:30 sıralarında  hava gayet aydınlıktı. Demirtaş Mahallesi’ni geçmiştik. Mezarlığın giriş kapısına yaklaşık 300 metre kala rahatsız edici bir koku hissettim. Biz ilerledikçe koku daha da artıyordu.
Çok geçmeden Mustafa “bu koku da ne böyle?” dedi.
Ben de çevremizde ki araziye bakıp “sağda solda bir yerlerde kedi, köpek falan ölmüştür heralde; oradan geliyordur” dedim.
Kapıya geldiğimizde artık koku dayanılmaz bir hal almıştı. Ömrümde o kadar yoğun ve rahatsızlık edici bir koku hatırlamıyorum. Artık nefes alamıyorduk ve ikimiz de koşmaya başladık ama kokunun kaynağı hakkında hiçbir fikrimiz yoktu. Gasılhanenin yanından geçerken, kapısının önündeki musalla taşının etrafında beyaz kıyafetli ve ağızları maskeli iki adamın bir şeylerle uğraştığını gördüm. Musalla taşı üzerinde oldukça büyük ve simsiyah bir nesne duruyordu. Ne olduğunu anlayamadım ilk önce. Dikkatlice baktığımda bunun bir insan cesedi olduğunu gördüm. Belli ki uzun zaman önce ölmüştü. Dokular bozulmuş, ceset simsiyah bir renge bürünmüş ve şişerek devasa bir boyuta ulaşmıştı. Nefesimi tutup daha hızlı olabilmek için var gücümle koştum. Birkaç dakika nefessiz koşarak, dayanamayacak noktaya gelip nefes alınca, hala aynı şiddettiyle o kokuyu alıyordum. Aldığım her nefeste sanki ciğerlerim çürüyordu. Mustafa’yla yan yana koşarken bazen o beni, bazen ben onu geçip birbirimizin arkasında kalıyorduk. O an aklımızdaki tek şey bir an önce o mezarlıktan çıkmaktı. Bir elimizde okul klasörü, diğer elimizde kokuya siper etmek için burnumuza tutup maske gibi kullandığımız okul üniformalarımıza ait hırkalarımızın uç kısımları… Mezarlığın diğer ucuna ulaşıp duvardaki gedikten geçtikten sonra bile koku hala burnumdaydı. Mustafa’yla birbirimize “haydi, görüşürüz” bile demeden evlerimize koştuk. Eve vardığımda alelacele vitrindeki cam dolabın içerisindeki limon kolonyasını alıp başımdan ve kıyafetlerimden aşağı döktüm ama sanki hala o koku burnumdaydı. O akşam yemek yiyemedim.
Korkunç okul yolumuzda bazen önümüze serseriler ve tinerciler de çıkardı. Yolunu kestikleri ve tenha yerde yakaladıkları insanları dövüp, eğer kişi direnirse bıçak ya da şiş gibi kesici ve delici aletlerle yaralayıp  paralarını ve değerli eşyalarını alırlardı. Bu tür çatışmalar bazen ölümle bile sonuçlanırdı. Mahalleden kulağımıza gelirdi bazen böyle haberler. Bizim de birkaç defa yolumuz kesilmişti.
Bir gün havanın kararmış olduğu saatlerde mezarlığın içinde eve doğru yürürken yaklaşık 100 metre ötemizde 5 ya da 6 kişilik bir tinerci grubu gördük. Bizi fark edince bize doğru koştular. Yakalanırsak 2 kişiyle 6 kişiye karşı mücadele etme şansımız yoktu. Biz zaten üzerimizde kesici delici herhangi bir alet taşımazdık. Onların üzerine ise her şey olabilirdi. Mezarlığın içerisindeki aydınlatma ışıklarının olmadığı karanlık bir bölgeye doğru kaçtık. Yüksek ve mermerden yapılmış bir mezar arkasına gizlendik. Konuşmalarını ve ayak seslerini duyabiliyorduk. Muhtemelen 5 metre kadar yakınımıza gelmişlerdi. Birkaç dakika etrafta bizi arayıp gittiler. O akşam onlara yakalansaydık ya bizi öldüresiye döverlerdi ya da bıçaklarlardı. Belki o akşam öldürülebilirdik de.
Yaşadığımız bunca olaya rağmen her gün ısrarla, üstelik günde iki defa o mezarlıktan geçmeye devam ediyorduk. Ta ki o dehşet verici akşama kadar…
Kış aylarıydı. Mersinde kışın en soğuk günü bile çok fazla yağmur yağar, üzerinize bir hırka almanız yeterli olur.
O günlerde hava erken, saat 17:00 gibi kararıyordu. Okulda haftanın bazı günleri 5, bazı günleri 6 saat dersimiz olurdu. O gün 6 ders işleyip saat 18:00 da okuldan çıktık. Hava kararalı bir saat olmuştu ve etrafta yoğun bir sis vardı.
Ben, Mustafa ve yine bizim sınıftan 3 arkadaş daha toplanıp 5 kişi bit pazarı ya da diğer adıyla  Kıbrıs Pazarına gittik. Dükkanları gezdik, biriktirdiğimiz paralarla atari kasetleri takas ettik, yeni kasetler satın aldık. Sonra Mersin’in en yüksek gökdeleni olan binanın karşısındaki işhanının içerisindeki atari salonlarına gittik. Burada da biraz zaman geçirdik ve sonra Mustafa ve ben dışında diğer 3 arkadaş evlerine dağıldı. Bizim evlerimize gidebilmemiz için daha çok yolumuz vardı. Saat 19:30 civarıydı ve en az yarım saatlik yolumuz vardı.
Çarşıda pek fark edilmiyordu ama Demirtaş Mahallesi’ne gelince bu  bir  buçuk saat  içerisinde sisin daha da yoğunlaşmış olduğunu gördük. Sokaklarda bizden başka hiç kimse yoktu. Demirtaş’ı geçip mezarlığın önüne geldik. Mustafa’ya ” acaba mezarlığın çevresinden mi dolanıp gitsek?” dedim. Çünkü hava çok karanlık ve sisliydi. Mustafa “yine mezarlığın içinden gidelim, zaten yeterince geç kaldık. Bizimkiler kızar çok geç gidersek” dedi.
Sanki içimden bir ses mezarlığın içine girmememiz gerektiğini söylüyordu. Bir süre kararsız kaldım ve “haydi bu sefer de içinden geçelim” dedim.
Projektör ışıklarının  aydınlattığı mezarlığın  kapısının önündeki büyük kapıdan içeri girdik. Kapının yanındaki nöbet kulübesi önünde güvenlik görevlisi bir adamla konuşuyordu. Geçerken “iyi akşamlar abi” dedik. Güvenlik görevlisi ” bu saatte nereye gidiyorsuz?” diye sordu. Saati net hatırlamıyorum ama muhtemelen 19:45 civarıydı. Adama ” evimiz Akbelende, oraya gidiyoruz” dedik.  Güvenlik görevlisi sesini çıkarmadı ve yanındaki adamla konuşmaya devam etti, biz de ilerlemeye devam ettik. Kapıdan mezarlığın içine doğru devam eden asfalt yol boyunca yürüyorduk. Sisten dolayı görüş mesafesi 50 metre kadardı. Mezarlık içerisinde belirli aralıklarla bulunan küçük aydınlatma direklerinin  aydınlattığı bölümler dışında kalan yerler karanlıktı. Sol tarafımız Hristiyan mezarlarının olduğu kısımdı. Bazı mezarların üzerinde mermerden devasa haçlar, bazılarının üzerinde gösterişli melek heykelleri vardı. Sağ tarafımız ise Müslüman mezarlarının? olduğu kısımdı. Yaşlı çam ağaçları arasında, gece ortaya çıkan yırtıcı kuşların çığlıkları belirli aralıklarla yankılanıyordu. Yürürken bir ara hemen arkamızdan sanki demir bir çubuğun yere düştüğünde çıkardığı ses gibi bir ses duydum. Mustafa’yla aynı anda arkamıza dönüp baktık, yerde bir şey yoktu.
Mustafa’ya ” sen de duydun değil mi?” diye sordum.
“Evet” dedi titrek bir sesle.
Mezarlık kapısına baktım, orayı yaklaşık 30 metre gerimizde bırakmıştık. Nöbet kulübesi önünde güvenlik görevlisi ve o adam hala konuşuyorlardı. Acaba yürürken bir şey mi düşürdük  diye yerlere iyice eğilip bakarken  Mustafa “neydi o ses?” dedi.
Ben de “Bilmiyorum, galiba kulübenin oradan geldi” dedim.
Ama sesi hemen arkamızdan duyduğuma emindim. Biraz daha ilerledik. Geri dönüp baktığımda artık mezarlıktan içeri girdiğimiz kapı sisten görünmüyordu, orayı iyice geride bırakmıştık. Muhtemelen mezarlığın orta kısımlarına ulaşmıştık. Yürürken bu sefer yine hemen arkamızdan sanki birkaç kalın zincir peşimizden yerde sürükleniyormuş gibi sesler duymaya başladık. İrkilerek durup arkamıza baktığımızda hiçbir şey yoktu ve ses de kesilmişti. Bir an önce o mezarlıktan dışarı çıkabilmek için koşmaya başladık. Biz koştukça peşimizdeki zincir sesi daha da şiddetleniyordu.
Mustafa ve ben “Bu ne? Neler oluyor?” diye bağırıyorduk ve var gücümüzle koşuyorduk.
Biraz koştuktan sonra karşımızda, yaklaşık 50 metre ilerimizde sislerin arasında üç tane ince uzun silüet gördüm. O an anladım ki esas endişelenmemiz gereken şey peşimizdeki zincir sesleri değil, karşımızdan bize doğru yaklaşan silüetlerdi. O an durduk. Biz durunca peşimizdeki zincir sesleri de kesildi. İçimi tarif edilmez bir ürperti kapladı. Korkudan dizlerim titriyordu. Olduğum yerde donakaldım?. Korkudan hareket edemiyordum. Bize doğru yaklaştıkça ne oldukları biraz daha iyi seçilebiliyordu. Gri çarşaf benzeri bir kıyafet giymiş üç kadındı bunlar. Şu bildiğimiz kara çarşafın gri renklisi gibiydi fakat kadınların yüzleri açıktı. Bize doğru ilerlerken sanki buzun üzerinde ağır ağır kayarak hareket eden cisimler gibi hareket ediyorlardı. İnsanın anatomisinden kaynaklanan, yürürken sergilediği doğal yürüme hareketi yoktu bunlarda. Bedenleri dışında kolları, başları ve vücutlarının hiçbir yeri hareket etmiyordu. Eteklerinin uçları yere sürünüyordu. Bize iyice yaklaşmışlardı artık. Çok uzun boylu, zayıf yapılı ve oldukça güzel bir kadın yüzüne sahiplerdi. “Bir kadın yüzüne sahiplerdi” ifadesini kullandım çünkü üç kadın da aynı yüze sahipti. Üçü de birbirinin kopyası gibiydi. Beni en çok da dehşete düşüren bu olmuştu. Donuk yüzlerindeki gözleri hareket etmiyor; sadece ileri, tek bir noktaya bakıyordu.
Ben ve Mustafa ağızlarımızın içinde ağlamaklı bir tonda ” bunlar ne? Ne oluyor? Ne yapacağız? gibi kısa cümleler geveliyorduk.
Yanımızdan geçerlerken buz gibi bir soğukluk hissettim. Yüzlerine bakabilmek için başımı bir hayli yukarı kaldırmak zorunda kaldım. Boyları en az 190 cm civarındaydı. Sanki biz yokmuşuz gibi yanımızdan geçip gittiler. Tam o esnada yolun sol tarafındaki mezarların olduğu bölgeleden pof diye toprak sesi duyduk. O bölge karanlıktı, bir şey görünmüyordu. Koşmaya başladık. Bu sefer yolun sağından solundan ve mezarlığın her yerinden, giderek daha da çoğalan pof pof diye belki yüzlerce ses geliyordu. Sesler daha da çoğalıp birbirine karışarak bir uğultuya dönüşmüştü. Biz var gücümüzle gediklerin olduğu bölgeye doğru koşuyorduk. Ardıma bakmıyordum, o an aklımdaki tek şey gediklerden birine ulaşıp o mezarlıktan kurtulmaktı. Mezarlığın duvarlarına yaklaşmıştık fakat gedikler görünmüyordu. Asfalt yoldan çıkarak mezarların olduğu karanlık bölgeye girdik çünkü başka türlü duvardaki gedikleri bulamazdık. Duvarın dibine ulaştık ama hala hiçbir çıkış görünmüyordu. O an yere baktığımda, aydınlatma direğinin aydınlattığı alan boyunca zeminin her yerinden avuç avuç toprak, pof pof diye sesler çıkararak yerden yaklaşık 30 ya da 40 cm kadar havalanıp yere düşüyordu. Zemini bir toz bulutu kaplamıştı. Mezarların arasında duvar boyunca koşuyorduk. Korkudan yolumuzu kaybetmiştik, gedikleri bulamıyorduk. Koşarken ayağım bir mezara takıldı ve çok sert bir biçimde yüz üstü yere düştüm. Sersemlemiştim, kollarımda ve dizlerimde inanılmaz bir acı duyuyordum. Başımı kaldırdığımda yerdeki tüm toprağın avuç avuç yukarı atıldığını gördüm. Sanki zemin kaynıyormuş gibi görünüyordu. Zemini kaplayan toz bulutu genzimi toprakla doldurmuştu ve ağzımın içinde toprak tadını hissedebiliyordum. Mezarlığın her yerinden gelen bu toprak sesleri birleşip çok büyük bir gürültüye dönüşmüştü. Sanki o akşam cehennemin kapıları aralanıyor gibiydi. O an o mezarlıktan hiç kurtulamayacağımı düşünmeye başlamıştım. Mustafa’nın düştüğümü fark etmeden koşmaya devam ettiğini ve benden yaklaşık 30 metre ileride gediği bulup dışarı çıktığını gördüm. O an ikimiz de kendi canımızın derdine düşmüştük, yaşadığımız bu dehşet içerisinde birbirimizin umrumda değildik. Ben zorlanarak ayağa kalkmaya çalışırken sağ ayağımın burkulmuş olduğu fark ettim. Dizlerim ve kollarım fena halde sıyrılmıştı. Sol elimle duvardan destek alarak ve aksayarak gediğe doğru ilerlerdim. Duvardaki gedikten geçerken mezarlık hala sanki öfkesini dışarı kusuyordu. Duvarın diğer tarafına geçtim ve zar zor eve gidebildim.
Annem kapıyı açar açmaz “ne bu halin?” diye sordu.
Benim konuşacak dermanım kalmamıştı. Üstüm başım toz toprak, kollarım ve dizlerim sıyrılmış, ayağım burkulmuş… İçeri geçip banyoda temizlendikten sonra bizimkilere eve yürüyerek geldiğimi, yolda ayağımın takılıp düştüğümü söyledim. Hangi yoldan geldiğimi sorduklarında endişelenmesinler diye Osmaniye- Akbelen belediye otobüslerinin kullandığı, yürüme mesafesiyle yaklaşık bir saat süren çarşı güzergahını kullandığımı söyledim. O saatte bırak mezarlığın içinden geçmeyi, çevresinden bile dolaştığımı söylesem bizimkiler kıyameti koparırdı ve daha da dillerinden kurtulamazdım. Benim ayağım birkaç gün aksamaya devam etti. Bu süre zarfında okula Mustafa’yla birlikte otobüsle gidip geldik. Mezarlıkta yaşadıklarımızı sınıftaki birkaç yakın arkadaşımıza anlattık.
Hepsi de “manyak mısınız? Sizde hiç akıl yok mu? O saatte oralardan geçilir mi?” dediler.
Daha sonra hep mezarlığın çevresini dolanarak okula gidip geldik.
Aradan uzun yıllar geçti ama Mustafa’yla hala çok iyi arkadaşız. Ben artık Mersin’e 3-5 senede bir gidebiliyorum. Bir araya geldiğimizde hala o akşamın konusu açılır.